Eskilerin Masalları mı Yoksa Yenilerin Yalanları mı? – 1

Sayın Hayrettin Karaman “Bir Varmış Bir Yokmuş” isimli, müsemmasıyla birebir çakışan üç iri ciltlik bir MASAL KİTABI yazmışlar. Hiç kuşkusuz bu masala: “Esâtîru’l-Evvelîn: Eskilerin Masalları” demektense, “Ekâzîbü’l-Âhirîn: Yenilerin Yalanları” yâda Ebâtîlü’l-Müceddidîn: Modernistlerin Mavalları” demek gerçeği daha iyi yansıtacaktır. Çünkü kendileri Modernistlik, Mezhepsizlik, Telfîk, Taklîd, Din Devrimi, Semavi Dinler Birliği, Dinler Arası Diyalog, Global Din, Kitlesel Din, Ilımlı İslam, Bütün Din ve Dinsizliklerin Birliği, Medeniyetler İttifakı ve benzeri “Evvel yok idi iş bu rivayet yeni çıktı” kabilinden bütün YENİ ÇIKTI’lıkların Türkiye’deki ilk kaynağıdırlar. Zira İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nün ilk mezunları, Hayrettin’in Muhterem Ahmet Davudoğlu Hocamızla kavgalarını, Abdûh ve Reşid Rıza gibi mason ve misyoner uşaklarının sapıklıklarını savunurken sarfettiği hakarete varan sözlerini bilirler. Davudoğlu Hocamızın “Din Tahripçileri” adlı kitabı, merhum Necip Fazıl’ın çeşitli kitap ve yazıları, Enver Baytan, Hüseyin Hilmi Işık, Mehmet Ali Demirbaş, Ali Nar ve benzerlerinin kitap ve yazıları artık basılmaz olmuştur. Benim konuyla hiç alakası olmayan kitaplarım dahi basılıp yayınlanmak, kitapçı dükkânlarına bile sokulmamaktadır. Bir Hayrettin beyin din tahribi içerikli kitaplarına ve şu MASAL’ına bakın; baskısının, tertibinin, sayfa düzeninin tashihinin, cildinin mükemmelliğine bakın; bir de Doğru Yorum dergisinin durumuna?!… Neden dersiniz?!… Vallahi dilim varmıyor ama herhalde samimi ve gerçek Müslümanların Ahireti unutup nefsüheva ve zevküsafa havuzlarından bir türlü dışarı çıkmayı göze alamamalarından olsa gerek. Sormak lazım, sayıları milyonları aşan İmam Hatip, İslam Enstitüsü, İlahiyat ve Kur’an Kursu mezunları, özel ve sivil gayret mahsulü ciddi İslam Eğitimi almış milyonlar nerede?!… Bunlar şu bir elin parmakları sayısını aşmayan dört ekran gülünden mi ibaret?!… Hiç din eğitimi almamış, en cahil insanımızın bile laflarını komik bulup alay ettiği bu nevzuhûr allameler(!) nereden çıkmış, bunlar neden her programın bulunmaz hint kumaşı oluyor da, başkaları yok?! Neden bunların saçmalıkları vitrinleri süslüyor da milyonların içerisinde gizlenmiş ve sesi sedası duyulmayan gerçek din alim ve ta’vizsiz peygamber aşıklarının esamesi hiç okunmuyor?!… Neden hep meydanlar onların da, bunların değil?!..Neden imanın şartları ve Kur’an’ı Kerim’in içinde “Muhammed’ür Rasûlullah: Muhammed Allah’ın Rasûlüdür” yok diyenlerin öksürükleri bile ciltler halinde vitrinleri dolduruyor ve hiç gündemden düşürülmüyor da; var diyenlere bütün kapılar kapatılıyor.  Burada aklıma Merhum Davudoğlu Hocamın Din Tahripçileri adlı şâheserinde Hayrettin Karaman’a yönelttiği şu beyti geliyor:

YÜRÜ KİM MEYDAN SENİNDİR BU GECE,

SOHBET-İ ŞEYTAN SENİNDİR BU GECE!…

Hayrettin Bey söz konusu MASAL’ının içerisine ğıllü-ğış, yalan yanlış ne bulduysa doldurmuşlar. Aradan kırk yıl geçmiş olmasına rağmen, yüzüne vurulmuş olan acı gerçeklerin zehrini hazmedememiş, din adına dine vurdukları darbelerin amansız vicdan azabını –eğer duyuyorsa- sindirememiş ve arkalarına düştükleri yeminli yandaşların –hiç değilse- bir kısmının çark edip İslam’ın gerçeğine dönüşlerinden duydukları kinin amansız alevlerini söndürememiş olmalılar ki, her rengi içeren bukalemun kalemlerini yeniden ele almış ve her yöne dönen zehirli dillerini işbirlikçilik sahasına dolu dizgin bir daha salmış ve şahsım ve kitabım hakkında şu hezeyanları kaleme almışlardır.

Buyurmuşlar ki:

 “Suriyeli Said Ramazan el-Bûtî bir kitap yazıyor. Bu kitabın içindekiler okunduğunda benimle Bûtî’nin İçtihat ve Taklîd hakkında aynı görüşte olduğumuz anlaşılıyor. Fakat çeşitli sebeplerle bana ve hizmet arkadaşlarıma karşı çıkan “hasta adam” Durmuş Ali Kayapınar bu kitaba bir önsöz yazıyor ve kitabın arka kapağını da ithamlarla dolduruyor. Bunları okuyanlar kitabın aslının da bana karşı olduğunu sanıyorlar… Kitabın arka kapağındaki sözler yenilir yutulur cinsten değil ve bunların, Bûtî’nin kitabında asla yeri yok. Bakın neler diyor: “Mezhepsizler diyor ki: Müslümanlar bir din devrimine şiddetle muhtaçtır… İslam hükümetleri din ile siyaseti birbirinden ayırmaya mecbur kalacaklardır… Dört imamı taklid etmek küfürdür… Mezhepliler Allah’ı bırakıp da… mezheb imamlarını kendilerine ilah ve rab edinmişlerdir… İçtihat yapmak gayet basittir. Sala vermek sapıklıktır. Sala veren müezzin müşriktir… Eli tesbihliler sefihtir, alçaktır, sapıktır, bid’atçıdır…”

            Necip Fazıl Kısakürek, Tercüman gazetesindeki bir yazısında (22 Ekim 1977, Doğru Yolun Sapık Kolları), tabii –her zaman yaptığı gibi- kitabı okumadan, yalnızca arka kapaktaki saçmalıkları okuyup inanarak iktibas ediyor ve şöyle de takdim ediyor: “Şimdi onların (reformcuların, mezhepsizlerin) toplu olarak iddialarını hulasa edelim. Bu hulasa Dr. Ramazan el-Bûtî’den Türkçe’ye çevrilen Mezhepsizlik isimli eserin arka kapağına konulmuş ve fasıl fasıl yeri işaret edilmiş bir tablodur…”

            “…fasıl fasıl yerinin işaret edilmiş” olduğu Necip Fazıl’ın uydurmasıdır: ne işaret vardır, ne işaret edildiği söylenmektedir ne de kitapta bunlardan bir satırı mevcuttur.” (1)

Şimdi Sayın Hayrettin Karaman beyin bu isnatlarına dönelim ve bu iddiaların doğruluk ve hastalık derecelerini test edelim:

1)    BUTİ İLE AYNI GÖRÜŞTEYMİŞ

İçtihat ve taklid konusunda Hayrettin Karaman Dr. Bûtî  ile aynı görüşteymiş?!…

Doğru Yorum dergisinin 8 ve 10. sayılarında “Mezhepsizlik ve İçtihad” başlığı altında Hayrettin Karaman’ın aşırı bir içtihad yanlısı olduğunu Abdûh Efgani, Reşid Rıza, Mahmasani, Fazlurrahman gibi birçok mason ve misyoner işbirlikçilerle içtihad kapısını -sanki kapalıymış gibi- ardına kadar açmak için tekmeleyip durduklarını kendi kitaplarından sayfa sayfa kaynak göstererek isbatlamıştık. Sayın Hayrettin Karaman’ın “İctihad Şûrası”, “İctihad Enstitüsü”… gibi önerilerini de aktarmıştık.

Şimdi de Sayın Karaman’ın ictihad ve taklid konusunda Dr. Bûtî ile aynı görüşte olduğu iddiasıyla karşılaşıyoruz.

  1. a) Bûtî kendisiyle ictihad ve taklid konusunda aynı görüşte olsaydı, “Kur’an, âlimi nasıl Kitap ve Sünnet’in delillerine sımsıkı sarılmaya zorlamışsa; cahili de, âlimin verdiği fetva ve yaptığı ictihadlara öylesine sağlam sarılmaya zorlamıştır.”(2) dermiydi?!…
  2. b) Bûtî, Hayrettin’le İctihad ve Taklid konusunda aynı görüşte olsaydı, “Mukallidler, müctehid olmadıklarına göre, delillerden hiçbir sonuç elde edemezler… Onların böyle birşey yapmaya kalkmaları asla caiz değildir. Zira Cenabı Hak: “Eğer bilmiyorsanız zikir ehli (Müctehid) âlimlere sorun” buyurmuştur. Mukallidlerin dinin hükümleri hakkında başvuracakları biricik kaynak müctehitlerdir.”(3) cümlelerini nakledermiydi?!…
  3. c) Eğer Dr. Bûtî, Hayrettin beyle ictihad ve taklid konusunda aynı görüşte olsaydı: “Ta ezelden bu güne kadar Müslümanlar halkın Müctehid ve Mukallid diye iki kısma ayrıldıklarını ve Mukallid’in Müctehidlerden birine tabi olmasının zaruri olduğunu bütün açıklık seçikliğiyle bilerek yaşamışlardır.”(4) dermiydi?!…

Sayın Karaman’ın “Bûtî benimle aynı görüştedir” demesinin kocaman bir yalan olduğu sadece bu üç delille değil, Mezhepsizlik Tercemesi baştan sona okunduğu takdirde belki üç yüz delille isbat edilebilecektir.

Bilindiği gibi Dr. Bûtî El-Lâmezhebiyye’sini El-Hucendi takma isimli birinin “Belli Bir Mezhebe Bağlanmak Zaruri midir” isimli risalesine cevap olarak yazmıştır.

Sayın Karaman İctihad ve Taklid konusunda Dr. Bûtî ile değil de; tam tersine Bûtî’nin hakkında reddiye olarak koca kitap yazdığı El-Hucendi ve yandaşlarıyla aynı görüştedir.

El-Hucendi’nin şu sözlerine bir göz gezdirilirse, Hayrettin Bey’in Dr. Bûtî ile mi aynı fikirde yoksa Bûtî’nin kirli çamaşırlarını ortaya serdiği Hucendi ile mi aynı fikirde olduğu ayna gibi açığa çıkacaktır.

El-Hucendi şöyle diyor: “İctihad yapma yolunu öğrenmek gayet kolaydır. Bunun için Muvatta, Sahihayn (Buhari ve Müslim), Suneni Ebi Davud, Tirmizi ve Nesei adındaki hadis kitapları kâfidir. Daha Fazla kitaba lüzum yoktur. Bu kitaplar da bilinen ve tanınan kitaplardır. En kısa zamanda öğrenilmeleri de mümkündür. Sana düşen bunları öğrenivermekten ibarettir. Eğer sen bunları henüz öğrenmemiş de, bazı kardeşlerin senden önce davranarak öğrenmişler, sana bunları bildiğin bir dille anlatmışlarsa, artık senin için ortada bir problem yoktur. İçtihad yapman için bir sakınca kalmamış olur.”(5)

Bir Müctehid’in taşıması gereken zorunlu şartlar şöyle dursun ictihat yapacağı delillerin dilini bilmeye bile gerek yokmuş! “Sana birileri bu hadisleri senin bildiğin bir dille anlatıverse ictihad yapabilirsin” diyor. Bu ifade Mutlak Müctehid’lik kurumu oluşturmak için Hayrettin bey’in içtihad Şurası’na almayı önerdiği farklı sahaların uzmanları; din bilmez, dil bilmez, delil bilmez, yol bilmez insanları toplamayı teklif etmesini hatırlatmaktadır.

El-Hucendi’nin Bûtî’nin şiddetle karşı çıktığı “Aynı konuda çok sayıda farklı farklı hadislerle karşılaşırsan, bütün bu rivayetlere göre amel edebilir, bazen birini, bazen öbürünü uygulayabilirsin”(6) sözü Hayrettin bey’in sözlerini mi, Reşid Rıza’nın sözlerini mi yoksa Bûtî’nin sözlerini mi yansıtıyor? dersiniz.

Demek ki Sayın Hayrettin Karaman “Bûtî ile ictihad ve taklid konusunda aynı görüşteyiz” sözüyle yalanlarına bir yalan daha katmakta ve suçlarına Bûtî’yi de ortak etmeye çalışmaktadır. Müctehid hiç yalan söyler mi? Kendi suçunu başkalarına atan adamdan müçtehid olur mu?…

El-Hucendi’ye göre: “İctihat yapmak çok kolaymış! Bunun için birkaç hadis kitabına sahip olmak yeterliymiş!” Hayrettin Karaman, Reşid Rıza, Muhammed Abduh ve benzerlerine göre: “ictihat kapısını ardına kadar açmak şartmış!” Hayrettin Karaman da Dr. Said Ramazan El-Bûtî ile “ictihat ve taklid konusunda aynı görüşteymiş”!…

Buyurun bakalım bu konularda Dr. Bûtî ne söylemiş:

Peki, Buhari ve Müslim’i, bu gün (adlarını bile duymamış) Müslüman halkın çoğunluğu önüne koy ve onlara bu iki kitaptaki nass’lardan dinlerinin hükümlerini anlamalarını söyle bakalım ne oluyor?!… Sonra da gör, cahillik nasıl körü körüne dabalamak ne biçim ve Din’le oynamak ne türlü oluyormuş!…

            Yoksa allame(!) Hucendi ve Ustad Elbani’nin zırvalarını, istisna ve sivriliklerini acayip bir şekilde müdafalarında direnişlerindeki maksat ve hikmet bu mudur?!… Müslümanları cahil bırakmak anlayamadıkları nass’lar içerisinde dabalamalarını ve dinlerini oyuncak haline getirmelerini sağlamak mıdır?!…”(7)

            Bu mezhepsizlerin İslam’ın Şer’i hükümleri hakkında, Cumhur-u Eimme’ye müctehid imamların kahir çoğunluğuna muhalefet edip; diğer alimlerden kendilerine muvafık gördükleri kimselerle muvafakat ettikleri bir takım özel ictihatlarının bulunması, bizim için mühim değildir… Burası bizi ilgilendirmez…

            Biz, onların zahib ve kail oldukları bu görüş hususunda tamamen onlara zıt bir görüşe sahip bulunuyoruz. Biz Cumhur-u Ulema’nın zahib ve kail oldukları görüşü tercih ediyor ve onu üstün tutuyoruz. Bu adamların ictihat yapmaya muktedir olduklarını kabul etmiyoruz.

            Eğer münasebet düşerse, onlarla bütün bu konularda kardeşçe ve sakin bir şekilde münakaşa edebiliriz…

            İslam tarihinde bir takım kimselerin çıkıpta kendilerinin ictihat yaptıklarını ve müctehit olduklarını iddia etmeleri… Yeni uydurulmuş ve ilk defa karşılaşılan bir şey değildir.

            Fakat bizim kabul etmediğimiz ve benimsemediğimiz nokta: bu insanların sahip oldukları şahsi görüşlerini, mezhep imamlarıyla harb edecekleri ve onlarla mahşeri Müslüman topluluklarının arasındaki sağlam bağları kesecekleri birer keskin kılınç ve birer amansız silah kabul etmeleri ve bu silahlarla, mümkün olan her münasebette camilerde, kabile ve mahallelerde fitne ve fesadı kamçılamalarıdır… Zira hal-i hazır’da bu kimselerin büyük çoğunluğunun durumu bundan ibarettir.

            Bu adamlar, Allah’a ve Allah’ın dinine davet yolunu bırakmışlardır. İslam’dan inhiraf edenler ve onlardaki sapıklık, tereddüt ve taşkınlıklarla uğraşmaktan vazgeçmişlerdir. Yaptıkları ictihatlar hakkında kendilerine muhalefet eden, dört mezhep imamlarından birinin mezhebine sarılmakta ısrar eden veya kendisinin ictihat yapacak güçte olmadığını ve imamlardan birini taklid etmeye mecbur olduğunu ilan eden her dindar kişiye saldırıya geçiyorlar. Böylece onlarla sonu olmayan bir kavga koparıyorlar. Onlarla yaptıkları bu mücadeleyi (dinde) yeri yurdu olmayan amansız bir düşmanlık derecesine vardırıyorlar. Onları sapıklıkla itham ediyorlar. İmamlarına cahillik isnad ve iftirasında bulunuyorlar. İmamların kitaplarını KÜFLÜ’lük ve hak yoldan dışarı çıkmış olmakla vasfediyorlar!….”(8)

            Bu sözlerin sahibi Dr. Bûtî, Sayın H.Karaman’la nasıl aynı görüşte olabilir?!..

2) HASTA ADAM MIŞIM

Sayın Hayrettin Karaman kendileri ve işbirlikçilerinin daha önce şahsıma takmış oldukları; “Yalancı, cahil, menfaatçi, paracı, şahsiyetsiz, müfteri, yaygaracı, çanakçı, rüşvetçi, şahsiyet kablosu kontak yapmış ceryan teli, kendi kalesine gol atan futbolcu, fitne siperlerine sığınan mürşid, cezayı hak eden adam…” İsimleri yetmemiş. Şimdi bunlara bir de “hasta adam” ismini eklemişlerdir.

Ben bütün bu ve benzeri hakaretlerine karşı dava etmedim, ama kendileri beni 163. maddeden ağır cezada yargılattılar. Kitabımı toplattılar. Aykırı fikirleriyle ün salmış bir İlahiyat Profesörüne “Bu kitapta 163’e aykırılık var. Suç unsurları tekemmül etmiştir.” şeklinde rapor hazırlatıldı. Bereket versin bu profesörün tam tersi zihniyette bir bilirkişi heyeti: “Bu kitapta yazar kendi inançlarını savunmaktadır. İçerisinde ne 163’e, ne laikliğe ne de rejime muhalefet vardır.” anlamında bir rapor verdi de kurtulduk. Yalnız bu arada ne hikmetse bütün matbaa, yayınevi ve kitapçılar kitaplarımı basmak, dağıtmak ve satmak şöyle dursun, ellerini sürmekten bile çekindiler. Sevdiğim ve saygı duyduğunu bildiğim talebelerimin bile kitaplarımı dükkânlarına sokmaktan korktuklarını görünce dehşetlere düştüm. Hatta büyük bir dükkân sahibi olan bir öğrencim ve kardeşine beş altı yüz sayfalık önemli bir çevirimi “bunu basın” diyerek teslim ettim. Tercümem tek nüsha idi. “Fotokopisini çekelim ne olur ne olmaz bir nüshası bende kalsın” dedim. “Burada tek sayfası bile asla kaybolmaz” diyerek aldılar. Neden sonra belki basmaya başlamışlar yâda basmışlardır diye dükkânlarına varıp sordum. Değil basmak verdiğim tek nüshayı da bulamasınlar mı? Hala sorarım hala yok. Yıllarımı verdiğim ve göz nurumu döktüğüm canım kitap… Benimki böyle ama Hayrettin bey’in Bir Varmış Bir Yokmuş MASALI raflarında… Bu durumda ne yapabilirdim ki? İşte böyle!…

Adamların içten ve dıştan destekleri, işbirlikçileri ve taşeronları çok güçlü… Benim ise çok şükür Allahtan başka yandaşım ve yardımcım yok. Gerçek Müslümanlara gelince; onlar kabuğuna çekilmiş, bana ne bestesi yapıyor, nefsüheva gergahı dokuyor ve keyfü kuyûf şarkıları okuyor. Ne diyelim.

Eğer Sayın Karaman’ın bana yakıştırdığı bu “hasta adam” sıfatı, fiziki ve tıbbi hastalıksa, bunu günahlarıma kefaret bilirim… Fikri ve zihni hastalıksa onu, onun yazdıkları ve yaptıklarını yakından takiple mükellef mü’minler bilecektir. Şüphesiz en doğrusunu da Rabbim bilmektedir.

3) İTHAMCI ve İFTİRACI’YMIŞIM

Mezhepsizlik kitabının arka kapağını ithamlarla doldurmuşum. Bunların Bûtî’nin kitabında yeri yokmuş?!…

Şurası bir gerçektir ki, kitabımın arka kapağındaki cümleler birer itham değildir. Çünkü bu cümlelerin çoğu Bûtî’nin el-Lâmezhebiyye’sinden cümle cümle tercüme ettiğim sözler… Hayrettin bey’in sadeleştirdiği “İslam Birliği, Mezahibin Telfiki ve İslam’ın Bir Noktaya Cem’i, El-Hucendi’nin Kürrâs’ı ve yine Hayrettin’in İslam Hukukunda İctihad’ından kelimesi kelimesine aynen aktarılmış cümlelerdir. Demek ki okumadan yazan Necip Fazıl değil, Sayın Hayrettin Karaman’mış. UYDURUKÇU ve İFTİRACI o değil, buyumuş. Sayın Karaman bunların tarafımdan uydurulmuş birer itham ve iftira olduğunu iddia ediyor ama eğer bu cümlelerden değil bir tanesinin bu cümleleri oluşturan kelimelerden bir tekinin bana ait olduğunu isbat etsin, bütün yazdıklarımı yalayacağımı taahhüt ederim. Buna karşı kendisi de hiç değilse tereddüde mahal bırakmayacak şekilde ispatladığım YALANLAR’ını yalayacak ve iftiralarını itiraf edebilecek mi?

Bir kitabın kapağına konan cümlelerin kaynaklarının nerelerden alındığı ve dip notların kapağa yazıldığı nerede görülmüş. Alıntıların kaynakları kitabın içerisinde gösterilir; Kapakta değil… Birazdan bu cümlelerin kaynakları, nereden alındıkları ve nerelerde yer aldıkları sayfa sayfa, bir bir gösterildiği zaman, bunların birer isnat mı, yoksa ispat mı? oldukları görülecek, böylece müctehid bey’in ne kadar rahat yalan fetva verebildiği bir daha gün yüzüne çıkmış ve kimin ithamcı, kimin iftiracı, kimin sağlıklı ve kimin ruh hastası olduğu ayan beyan gözler önüne serilmiş olacaktır.

Kapaktaki cümleler Bûtî’nin kitabında yok da, Reşit Rıza’nın Muhaveratü’l-Muslih Ve’l- Mukallid’inde de mi yok? Zatı âlinizin İslam Hukukunda İctihad’ında da mı yok? Benim Mezhepsizlik Tercümem ve önsözünde de mi yok? Bu metinlerin altında hiç mi dipnot yok. Dediğim gibi bu cümlelerin nerelerde olduğu ve kaynakları az sonra bir daha bir bir sıralandığı zaman lütfen bir tanesinin tercümem dışında kaldığını gösterin de görelim. Sonra bir şeyin anlaşılması için her şeyin lafız olarak harfiyyen ortaya konması şart mıdır? Yoksa “efradını cami, ağyarını mani” bir tek cümlenin bile bazen söz konusu meselenin bütün detaylarını dahi aştığını, detayların ise bazen bütünün kapsamını perdelediğini bilmiyor muyuz? Örnek mi: Zatı aliniz önceleri, Reşid Rıza’nın: Abduh patentli Tekârubül-Edyan: dinler arası diyalog projesinden alarak sergilediğiniz “mezhepleri birleştirmek ve  diğer mezhepleri yok etmek fikrinde iken; sonra Hıristiyanlık, Yahudilik ve Müslümanlığı birleştirmek sevdasına kapıldığınızı;(9) daha sonra da bütün dinli, dinsiz, kafir, müşrik, münafık, ateist, putperest, Budist, Şamanist, Hindu Sabii ve diğerlerinin -hepsinin kökenleri vahye dayanır- gerekçesi ve iki tek iman şartıyla Mü’min ve Müslüman olduklarını savunmaya girişmeniz;(10) önceki savunduğunuz bütün görüşleri ortadan kaldırmaz mı?!… Kısacası: “Mü’min, Kafir bütün insanlar bu şartlarla cennetliktir.”(11) şeklindeki ictihadınız önceki ictihatlarınızı gereksiz ve geçersiz kılmaz mı? Böylece detay büsbütün erozyona uğramış olmaz mı? Diyeceğim: “Dinli dinsiz bütün insanlar Allah kanaatiyle neye taparsa tapsın, Mü’mindir ve cennete girer” genellemesini yaptıktan sonra; Müslüman girer, Hıristiyan girer, Yahudi girer, Mecusi girer, Sabii girer, Budist girer, Hinduist girer ve diğerleri girer cümlelerinin herhangi bir değeri kalır mı? Birinci cümle bütün bu cümleleri ve dahasını içerdiği halde müteakip cümlelerin, kaynakları ve dipnotlarını aramaya gerek kalır mı?

Hayretin Bey, Osmanlıcadan “Fıkıh Mezhepleri ve İslam’ın Bir Noktaya Cem’i” takma ismiyle sadeleştirdiği kitabın Osmanlıcasının kapağında yer alan: “Zamanımız bir mezhebe saplanıp kalarak, diğerlerini nazarı itibare almayacak zaman değildir” cümlesini çıkarmış; sadeleştirdiği kitabın kapağına koymamış ve böylece kitabın asıl gayesini gizlemiştir. Aslında bu bir sadakatsizlik ve tahriftir. Çünkü: “zamanımız birtek mezhebe saplanacak diğerlerini göz ardı edecek zaman değildir.”sözü “Bir tek mezhebe bağlanıp kalanlar kâfirdir, APTALDIR yâda EŞEK’tir.” kabilinden olan bütün tahripkar sözleri içerir. Esas hedef olarak bu mostralık fikir kapağa konduktan sonra: diğer mezheplerden, dinlerden dinsizliklerden, cennet ve cehennemden söz etmenin ne anlamı kalır?!

Nitekim benim kitabımın arka kapağında öyle cümleler vardır ki, bunlardan bir tanesi insanı diğerlerinden müstağni kılar, biri öbürlerinin tamamını kapsar, hatta belki daha da geniş anlamları içerir. Zira aklıselim sahibi herkes bu kadar garabeti haçlıların yıllar boyu süren sınırsız sinsi destekleriyle beslenen İslam Düşmanları Birliği’nden başka hiç kimsenin arka arkaya sıralamasının muhal olduğunu ilk bakışta anlar. Dolayısıyla böylece bütün bu cümlelerin birer UYDURMA ve İSNAD değil, birer gerçek ve birer İSBAT olduğu ayan beyan açığa çıkar.

4)  NECİP FAZIL HAYALPERESTMİŞ

Sayın Hayrettin Karaman şahsıma yaptığı hakaret ve iftiralarla yetinmemiş, bu kere de hakaret ve iftiralarını merhum Necip Fazıl Kısakürek’e yöneltmiştir.

  1. a) Necip Fazıl “her zaman okumadan yazarmış.”

Bu bir medih mi yoksa zem mi? Övgü mü yoksa yergi mi? anlamak mümkün değil. Herkesin Allah demeye bile cesaret edemediği günlerde kitap ve yazılarıyla din düşmanlarının korkulu rüyası haline gelmiş bir insan okumadan yazdıklarıyla ölmezlere karıştığına göre, okuyarak yazsa ne olurdu dersiniz!..

  1. b) Necip Fazıl yazılarını yazarken Hayrettin Karaman sanki Necip Fazıl’ın her an başında bekçiymiş de “Mezhepsizliği okumadan yalnızca arka kapaktaki SAÇMALIKLAR’ı (!) okuyup, inanmış” diyor. Bu ifade merhumun yalan-yanlış, saçma-sapan şeylere inanacak kadar saf biri olduğu anlamına gelmez mi? Acaba ikinci bir Necip Fazıl’ın bir daha gelmesi için kaç asır gerekecek biliyor muyuz? Sayın Hayrettin bu hakaretiyle kandillere katran dökmüş ve buz dağlarını balçığa çevirmiş olmuyor mu? Bu iftirasıyla manadan habersiz ve duygudan nasipsiz olduğunu sergilemiş olmuyor mu? Sayın devricimiz?!
  2. c) Sayın Hayrettin Karaman merhum Necip Fazıl’ın tesbitlerine fena içerlemiş olmalı ki, tutarsızlıklarını daha da uzatmış ve şunları kaydetmiş:

“Şimdi reformistlerin ve mezhepsizlerin toplu olarak iddialarını hülasa edelim: Bu hülasa Dr. Ramazan el-Bûtî’den Türkçeye çevrilen Mezhepsizlik isimli eserin arka kapağına konulmuş ve fasıl fasıl yeri işaret edilmiş bir tablodur.”

Aslında üstadın bu tesbiti Hayrettin’in “okumadan yazmış” iddiasını kesin bir dille yalanlamaktadır. Nitekim siz hiç kitap kapağında dipnot ve kaynak gösterildiğini gördünüz mü? Sayın fakihimiz saptırmalarına devamla:

d)“…fasıl fasıl yerinin işaret edilmiş” olduğu Necip Fazıl’ın uydurmasıdır: ne işaret vardır, ne işaret edildiği söylenmektedir ne de bunlardan bir satırı mevcuttur.” diyor.

Burada da ömrünün yarsını İslamiyet uğruna hapislerde çürütmüş olan, babası yaşında ve rahmet-i Rahman’a kavuşmuş bir merhuma UYDURMACI adını takmaktan hicap duymadığını görüyoruz. Bilindiği gibi Hayrettin Bey Masal’ını yazdığı zaman Necip Fazıl çoktan vefat etmişti. Sayın Karaman’ın:

  1. e) “Arka kapaktaki cümlelerin nereden alındığına işaret bile edilmemiş” iddiasına gelince: Bu yeryüzünde eşi emsali görülmemiş bir bühtân, kocaman bir kuyruklu yalan ve ancak işbirlikçi bir sahte müctehidin ortaya atabileceği hezeyandır. Dediğim gibi buradan sözlerimin birer İSNAD değil, İSBAT olduğunu tercümemin arka kapağını dolduran cümleler ve alındıkları kaynakların isimlerini ve sayfa numaralarını şimdi gözlerinizle görecek ve böylece köpeksiz köy bulup değneksiz gezen Müfti’yi Diyarı Türkiye’nin pervasız fetvalarını ona göre benimseyecek ya da reddeceksiniz. Karar Müslümanların, gerçek mü’minlerindir…

İşte tercümemin arka kapağına sığdırabildiğim cümleler ve alındıkları kaynaklar:

TÜRKİYE VE DÜNYADA MEZHEPSİZLER DİYORKİ:

 

            “MÜSLÜMANLAR BİR DİN DEVRİMİ’NE ŞİDDETLE MUHTAÇTIR. BÜTÜN ISLAHATIN DAYANAĞI, ANCAK DİN’DE YAPILACAK ISLAHATTIR.”  bkz(  Hayrettin Karaman’ın Sadeleştirisi: İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikı ve İslam’ın Bir Noktaya Cem’i, sayfa: 30. Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, sayfa: 13)

 

 “İSLAM HÜKÜMETLERİ DİN İLE SİYASET’İ BİRBİRLERİNDEN AYIRMAYA MECBUR KALACAKLARDIR.”bkz( Hayrettin Karaman’ın Sadeleştirisi: İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikı ve İslam’ın Bir Noktaya Cem’i, sayfa:96. Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, sayfa:17)

 

 “MÜCTEHİD İMAMLAR, KENDİLERİNİ DİN VAZI’I= ALLAH ZANNETMESİNLER” bkz(  Hayrettin Karaman’ın Sadeleştirisi:  İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikı ve İslam’ın Bir Noktaya Cem’i, sayfa: 159. Durmuş Ali Kayapınar:  İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, sayfa: 8)

 

 “DÖRT İMAMI TAKLİT ETMEK KÜFÜRDÜR. ONLARI TAKLİT EDENLER; BASİRETSİZDİR, CAHİLDİR, AHMAKTIR, SAPIKTIR TEFRİKACI, FİTNECİ VE AMELLERİ BOŞA GİDEN MÜFLİSLERDİR. MEZHEPLİLER; ALLAH’I BIRAKIP DA, PAPAZLARINI, HAHAMLARINI KENDİLERİNE İLAH VE RAB EDİNEN (HIRİSTİYAN VE YAHUDİ)LER GİBİ, MEZHEB İMAMLARINI KENDİLERİNE İLAH VE RAB EDİNMİŞLERDİR.” bkz(Hayrettin Karaman’ın Sadeleştirisi:  Mana olarak İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikı ve İslam’ın Bir Noktaya Cem’i sayfa: 83, 156.  Durmuş Ali Kayapınar:  İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, sayfa: 8, 9, 11, 80, 81, 84, 93, 94. Hel’li-müslimü mültezimün bi’ttiba’ı mezhebin muayyenin: veya Kürras takma adlı kitap,sayfa: 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34. Hayrettin Karaman: İslam Hukukunda İctihad, sayfa: 214)

 

“DÖRT İMAM BİRER PUT, ONLARA UYANLARSA BİRER PUTPERESTİR.” bkz(Durmuş Ali Kayapınar:  İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, sayfa:11,  94. Bakara 168 ve 104’de müşrikler hakkındaki ayetlerin Müslümanlar hakkında gösterilmesi, Hayrettin Karaman’ın Sadeleştirisi:   İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikı ve İslam’ın Bir Noktaya Cem’i, sayfa: 156. İslam Hukukunda İctihad, sayfa: 214)

 

 “MEZHEPLİLER KUR’AN’DAN BİLE YAN ÇİZMİŞLERDİR.”bkz(Hayrettin Karaman’ın Sadeleştirisi: İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikı ve İslam’ın Bir Noktaya Cem’i, sayfa: 83. Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, sayfa: 20.)

 

 “DÖRT MEZHEP, KUSURSUZ RASÜLULLAH’A; KUSURLU İMAMLARIN AÇTIKLARI (HARP) CEPHELERİDİR.” bkz (Hayrettin Karaman’ın Sadeleştirisi: İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikı ve İslam’ın Bir Noktaya Cem’i, sayfa: 82.)

 

 “DÖRT MEZHEP ÜZERİNE YAZILMIŞ KİTAPLAR BİRER “KÜFLÜ KİTAP”TIR.” bkz(Hayrettin Karaman’ın Sadeleştirisi: İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikı ve İslamın Bir Noktaya Cem’i, sayfa: 106. Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, sayfa: 195,198.)

 

“İSLAM DİNİ, BİR BEDEVİ ARABIN BİRKAÇ DAKİKADA ÖĞRENEBİLECEĞİ BASİTLİKTEDİR. İSLAM’IN BİR HUKUK SİSTEMİNE SAHİP OLDUĞU YALANDIR.” bkz(Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, sayfa:11, 21,  85, 86, 89, 109.Elhücendi: Kurras,Syf:16.)

 

 “İCTİHAD YAPMAK GAYET BASİTTİR. BUNUN İÇİN ARAPÇAYI BİLE BİLMEYE HACET YOKTUR. BİRİSİ SANA BİRKAÇ HADİS KİTABINI BİLDİĞİN BİR DİLDE ANLATIVERSE, İCTİHAD YAPABİLİRSİN.” bkz(Hayrettin Karaman’ın Sadeleştirisi: İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikı ve İslam’ın Bir Noktaya Cem’i, Sayfa:138, Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, sayfa: 65, 67.)

 

 “HANEFİ FIKH’I, İSLAM’LA HİÇBİR İLGİSİ OLMAYAN VE İNCİL’E BENZEYEN BİR ŞEYDİR.” bkz(Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, sayfa: 200, 254.)

 

 “MEZHEPLİLER, BİRER ÜRKÜP KAÇAN EŞEKTİRLER. YALANLARINI KILIFLAYAN İNATÇI VE UYDU; AMA HAKK’IN DEĞİL, ŞEYTANIN UYDUSU KİŞİLERDİR.” bkz (Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Sayfa: 92, 158, 170. Elhücendi: Kürras, Sayfa: 24,25, Hayrettin Karaman’ın Sadeleştiiesi: İslam Hukukunda İctihad, Sayfa: 214. A’raf: 179.)

 

 “ADAM MUHAMMEDİ OLMAYI BIRAKIYOR DA, HANEFÎ VEYA ŞAFİ’Î OLUYOR, NE TUHAF ŞEY… HERHANGİ BİR MEZHEBE BAĞLANAN, ONDAN BAŞKASINI GÖRMEZ. ONUN GÖZÜNDE, KİTAP, SÜNNET, DİN… HEPSİ O MEZHEPTİR.”  bkz(Hayrettin Karaman’ın Sadeleştirisi: İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikı ve İslam’ın Bir Noktaya Cem’i, Sayfa:  169. Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Sayfa: 7, 33.)

 

 “MEZHEPLİLERİN İMAN KONUSUNDA BİLDİKLERİ ŞUNDAN İBARETTİR: ALLAH BİRDİR VE GÖKTEDİR. PEYGAMBER SEMAYA ÇIKARAK ALLAH’I GÖRDÜ.”bkz(Hayrettin Karaman’ın Sadeleştirisi: İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikı ve İslamın Bir Noktaya Cem’i, Sayfa: 139, Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Sayfa: 31.)

 

 “ELİ TESBİHLİLER, SEFİHTİR, ALÇAKTIR, SAPIKTIR, BİD’ATÇIDIR.” bkz(Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Sayfa:198,199.)

 

 “SALA VERMEK SAPIKLIKTIR. SALA VEREN MÜEZZİN MÜŞRİKTİR.” bkz(Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Sayfa:198.)

 

 “TERAVİH NAMAZININ SEKİZ REK’ATINDAN FAZLASINI KILMAK HARAMDIR.” bkz(Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Sayfa:199)

 

 “FARZ NAMAZLARIN KAZASI CAİZ DEĞİLDİR. İNSANA KABRİNDE, TABİ OLDUĞU MEZHEP VE GİRDİĞİ TARİKATTAN SORU SORULMAZ.” bkz(Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Sayfa:45, 90, 122, 197. Hayrettin Karaman: En- Nusüs’ul-Fıkkıyye, Sayfa: 9.)

 

 “İMAM-I A’ZAM, EZBERİNDE BİRKAÇ HADİSTEN BAŞKA HİÇBİR ŞEY BULUNMAYAN BİR CAHİLDİR.” bkz (Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Sayfa:253)

 

 “USUL-Ü FIKIH, DÖRT İMAMIN SÖZLERİNİ DOĞRULAMAK, KİTAP VE SÜNNET’LE AMEL ETMEYİ TERK EDERKEN MAZERET İLERİ SÜRMEK İÇİN VAZ’ EDİLMİŞTİR.”bkz(Hayrettin Karaman’ın Sadeleştirisi: İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikı ve İslamın Bir Noktaya Cem’i, Sayfa: 106 Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Sayfa: 30.)

 

“İMAM-I ŞAFİ’İ, BİR ADAMIN KENDİ KIZIYLA NİKÂH YAPMASINI CAİZ GÖREN BİR ADAMDIR.” bkz(Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Sayfa:200, 272.)

 

 “MEZHEPLERİ BİRLEŞTİRME İŞİ SON DERECE BASİT BİR İŞTİR. BUNU YAPMAK MÜSLÜMANLARIN BOYNUNA BORÇTUR.” bkz(Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Sayfa:256.)

 

 “GEREK FIKIHÇILARIN VE GEREKSE DİĞERLERİNİN: “FIKIHÇILARDAN BAŞKA HİÇBİR KİMSE İÇİN ŞU HELALDİR, BU HARAMDIR DEMESİ CAİZ DEĞİLDİR” GİBİ SÖZLERİ: YAHUDİ VE HRİSTİYANLAR’DA TEVRAT VE İNCİL’İN HÜKÜMLERİNİ PAPAZ VE HAHAMLARDAN BAŞKALARI ANLAYAMAZ ŞEKLİNDEKİ İNANCIN BİZE İNTİKAL ETTİĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR. BU İSE AYNI MEVZUDA ONLARIN YOLUNU TATBİK ETMEK DEMEKTİR.”bkz(Hayrettin Karaman’ın Sadeleştirisi:  İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikı ve İslam’ın Bir Noktaya Cem’i, Sayfa:83.)

 

 “ZAMANIMIZ BİR MEZHEBE SAPLANIP KALARAK DİĞERLERİNİ NAZAR-I İTİBARE ALMAYACAK ZAMAN DEĞİLDİR.” bkz(Sayın Karaman Osmanlıca’dan sadeleştirdiği bu kitabın kapağında yer alan ve ne amaçla yazıldığını gösteren bu cümleyi kitabın kapağından çıkararak kitabın asıl amacını gizlemiştir. Bkz: Hayrettin Karaman’ın Sadeleştirisi: İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikı ve İslam’ın Bir Noktaya Cem’i, Sayfa:21)

 

 “İSLAM’IN KURTULMASI HERHALDE (TELFİK) ŞEKLİNDE OLACAK BİR ISLAHATA BAĞLIDIR; BU OLMADIKÇA İSLAM’IN KURTULMA ÇARESİ KABİL DEĞİLDİR.”bkz(Hayrettin Karaman’ın Sadeleştirisi: İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikii ve İslam’ın Bir Noktaya Cem’i, Sayfa:23.)

 

“BU DİNİN SALİKLERİ KÖRÜ KÖRÜNE ŞUNUN BUNUN DÜŞÜNCE VE REYLERİNE SAPLANMIŞLAR, ŞEYTANIN YOLU OLAN TEFRİKA YOLUNU TUTMUŞLAR, MEZHEPLERİN AYRILIĞI, SONRADAN ORTAYA ÇIKMIŞ BULUNAN TARİKAT VE MEŞREPLERİN FARKLILIĞI DOLAYISIYLA BİRBİRLERİNE AMANSIZ DÜŞMAN OLMUŞLARDIR.” bkz (Hayrettin Karaman’ın Sadeliştiresi: Küçük bir tasarrufla İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikı ve İslam’ın Bir Noktaya Cem’i, Sayfa: 25,26.)

 

 “DÜRZİ VE NUSAYRİ MEZHEPLERİNE AİT BULUNAN KİTAPLAR ADETA ESANS MAHFAZALARI, MÜCEVHERAT SANDIKLARI GİBİ KIYMETLİDİR.” bkz(Hayrettin Karaman’ın Sadeleştirisi: İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri Mezahibin Telfikı ve İslam’ın Bir Noktaya Cem’i, Sayfa: 63.)

 

İşte Mezhepsizlik Tercümesinin arka kapağındaki -sözüm ona SAÇMALIK’lar!… İşte benim uydurup Sayın Karaman ve yandaşlarına isnad ettiğim ithamlar!… İşte merhum Necip Fazıl’ın bu cümlelerin kaynakları hakkında yaptığı uydurma ve iftiralar!… ve nihayet işte arka kapak üzerine sığdırabildiğim cümleler, kaynakları ve alındığı kitaplar ve sayfaları. Bakın bakalım sayın okurlarımız bu cümlelerin hangisi benim saçmalıklarımmış, hangileri Necip Fazıl merhumun “yerlerine işaret edilmiş”(12) sözünü yalanlayan utanmazlık ve “okumadan yazı yazan.”(13)  olarak ilan edilmesinin delilleri?!… Bu gün gibi açık gerçeklere rağmen, sağlıklı bir insan nasıl olur da: “Bu sözlerin nereden alındığına dair ne herhangi bir işaret vardır, ne de kitapta bunlardan bir satırı mevuttur.”(14) diyebilir. Sağlıklı bir akıl nasıl olur da bütün bu inkarı imkansız gerekçelere ve Necip Fazıl gibi eşsiz bir kaleme karşı savaş açmayı ma’kul gösterebilir?!…

Sayın ağabeyimiz!.. elinizi vicdanınıza koyun da bakın bakalım, her fırsatta benim uydurduğum iftiralar olarak ilan ettiğiniz bu cümleler yukarıda bir kez daha gösterdiğimiz kaynaklarda varmıymış, yokmuymuş!..

Siz bu cümleleri “İslam’da Birlik ve Fıkıh Mezhepleri…” adlı sadeleştirinizde görmediniz mi?!… Benim tercümemin önsözünde  görmediniz mi?!… Dr. Bûtî’nin El Lâmezhebiyye’sinde   okumadınız mı?!… Sahiplerini, kaynaklarını ve sayfa numaralarını bir bir gösterdiğim bu cümlelerden bir tekinde bir tek kelimenin tarafımdan eksiltildiği ya da artırıldığını isbat edebilirmisiniz?!…Yoksa, “Okumadan mı yazdınız” ma’hûd sadeleştirinizi?!…  Yoksa “okumadan yazan” hayal perest Necip Fazıl merhum değil de sizmiydiz?!… Yoksa “okumadan yazan”  derken kendinizden mi söz ediyordunuz?!… Bu durum, benim mi yoksa sizin mi “HASTA ADAM” olduğumuzu belirliyor dersiniz!…

Tercümemin arka kapağındaki “YENİLİR YUTULUR CİNSTEN DEĞİL” diye nitelediğiniz yirmi yedi söz, benim Sayın Karaman’a yönelttiğim mesnetsiz isnat ve iftiralardan ibaretmiş.(15) Yalan, yalan, yalan; vallahi en az yirmi yedi defa tekrarlı yalan!

Bu cümlelerin Bûtî’nin kitabında asla yeri yokmuş(16) Yalan, yalan, yalan; billahi kat kat katmerli bühtân!

Necip Fazıl merhum tercümemi okumamış, sadece dış kapaktaki SAÇMALIK (!)larıma inanarak körü körüne değerlendirme yapmış, böylece Sayın Karaman’ın aleyhinde atmış tutmuş!(17) Yalan, yalan, yalan; tallahi yalan, sayısız bühtân, hayâsız tuğyân!

Tercümemin arka kapağındaki cümlelerin yerlerine fasıl fasıl işaret edildiği iddiası Necip Fazıl’ın UYDURMASI’ymış, ne işaret varmış, ne işaret edildiği söylenmekteymiş, ne de kitapta bunlardan bir satır mevcutmuş! (18) Yalan, yalan, yalan; hem vallâhi, hem billâhi, hem de tallâhi yalan; sınırsız iftira, pervasız tuğyân, sayısız hezeyân!

 

Dipnotlar

(1) Hayrettin Karaman: Bir Varmış Bir Yokmuş III, sayfa: 78,79

(2) Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Syf: 166–167

(3) Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Syf: 166–167. Şâtıbî Muvafakat cild:4 Syf.290–292

(4) Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Syf: 83

(5) Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Syf:  165

(6) Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Syf: 165

(7) Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik, Syf: 95

(8) Durmuş Ali Kayapınar: İslam Dinini Tehdid Eden En Korkunç Fitne Mezhepsizlik Tercemesi, Syf:  197,198

(9) Hayrettin Karaman: Polemik Değil Diyalog Syf: 27-35-37

(10) Hayrettin Karaman: Polemik Değil Diyalog Syf: 33,35

(11) Hayrettin Karaman: Polemik Değil Diyalog Syf: 35

(12) Hayrettin Karaman: Bir Varmış Bir Yokmuş III, Syf:79

(13) Hayrettin Karaman: Bir Varmış Bir Yokmuş III, Syf: 78, 79

(14) Hayrettin Karaman, Bir Varmış Bir Yokmuş III, Syf: 78, 79

(15) Hayrettin Karaman, Bir Varmış Bir Yokmuş III, Syf: 98

(16) Hayrettin Karaman, Bir Varmış Bir Yokmuş III, Syf: 98

(17) Hayrettin Karaman, Bir Varmış Bir Yokmuş III, Syf: 98

(18) Hayrettin Karaman, Bir Varmış Bir Yokmuş III, Syf: 99