İslamdan Başka Din Arayan Dinsizdir

NEDEN

’İSLAM’DAN BAŞKA DİN ARAYAN DİNSİZ‘’(1) DİR

ومن يبتغ غيرالاسلام دينا فلن يقبل منه

NİÇİN

’KUR’AN’DAN BAŞKA KİTAP ARAYAN KİTAPSIZ ‘’ DIR

VE

‘’ALLAH ONLARIN HESAPLARINI ÇABUCAK GÖRECEK, DEFTERLERİNİ SÜRATLE DÜRECEKTİR‘’(2)

ومن يكفربآيات الله فان الله سريع الحساب

Cenabu Hakk dünyaya 104 kitap göndermiş. Bunların 100 ü küçük 4 ü büyük kitap. Küçük kitaplar 10-30 sayfa arasında değişen küçük kitaplar (Suhuf) …4 ü: Zebur, Tevrat ve İncil olmak üzere büyük kitaplardır. En son olarak indirilen Kur’an-ı Kerim, bu kitapların en büyüğü (Ekmel ve Etmem ) en mükemmel ve eksiksiz olanıdır.

Kur’an-ı Kerim’den önce indirilen kitaplar, dar bölgelere indirilmiş, Kur’an-ı Kerim ise her yere, insanlar ve cinniler âleminin tümüne indirilmiştir. Önceki kitaplar bölgesel, Kur’an-ı Kerim ise evrenseldir. Önceki kitaplar nisbeten daha ilkel toplumların sınırlı ihtiyaçlarını karşılamak üzere, Kur’an-ı Kerim ise bütün kâinatın her türlü ihtiyaçlarını karşılamak üzere indirilmiştir. Kur’an-ı Kerim de olan her şey önceki kitaplarda yoktur, fakat önceki kitaplarda olan her şey fazlasıyla Kur’an-ı Kerim de vardır. Önceki kitaplar toplu halde, bir defada, Kur’an-ı Kerim 23 senede günlere, haftalara, aylara ve yıllara serpiştirilerek parça parça indirilmiştir. Kur’an-ı Kerim’den önce indirilen 103 kitap okuryazar peygamberlere Kur’an-ı Kerim ise okuryazarlığı olmayan (ümmî) peygamber Muhammed Mustafa (S.A.)’e indirilmiştir. Daha önce indirilen 103 kitap tahrîf edilmiş, tahrîp edilmiş, yürürlükten tamamen kaldırılmış (nesh); Kur’an-ı Kerim’in ise, hiçbir harfi değiştirilmemiş ve tümü ebedi olarak yürürlükte tutulmuştur. Tevrat ve İncilin  hiçbir nüshasının diğeri ile bire bir uyuşan tarafı yoktur, Kur’an-ı Kerim ise dünyanın her yerinde cümle cümle, âyet âyet, sûre sûre biri birinin tıpatıp aynıdır. Hiç bir sûresi ve âyetinin ne sırası, ne tek kelimesi ve nede tek harfi değişmemiştir. Önceki kitapların korumasını Cenabu Hakk insanlara bırakmış, insanlara bırakılan değerlerin âkıbeti 103 deneme ile ortaya çıkınca, Kur’an-ı Kerim’in korumasını kendisi (c.c) üstlenmiş انانحن نزلناالذكرواناله لحافظون”: ” Kur’an-ı biz indirdik ve O’nu (bizzat) kendimiz muhafaza edeceğiz, biz!”(3) mührüyle bu kutsal sigorta belgesini mühürlemiştir.

Bizce mahiyeti bilinmeyen Levhi Mahfûz’da (korunaklı disket ya da CD) içerisinde Kur’an-ı Kerim’i melekler ordularıyla ve şihab kıvılcım yağmurlarıyla korumuş, oradan dünya semasında bulunduğu bildirilen Beytü’l- İzze’ye (izzet evi) indirilmiş Beytü’l- İzze denilen yerde Sefere denilen büyük bir melek sekreteryası kurulmuş, bu katip melekler bütün mekanları temsilen Mekke ve Medine de yaşanan olaylara endeksli, tüm sorunlara çözüm ve türlü sorulara cevap şeklinde parça parça Rasûlullah (S.A)’e indirilmiş O’nun vasıtasıyla inananlara ve mü’minlerin şahsında bütün insanlık ve cinîler âlemine ulaştırılmıştır.

23 sene süren bu tarz bir indiriliş çoğu kez yaşanan olaylar eşliğinde gerçekleştiği için; bu olay, dünyanın benzerini görmediği, insanların yaşamlarını hatta rûya ve hayallerini bütünüyle kapsayan bir uygulamalı eğitim ve aktif öğretimdir. Yine dünyanın benzerini hiç görmediği bu dini ve hayati inkılâp patlaması kısa sürede bütün dünyayı saran İslamlaşma furyasında 23 sene süren ilahi ve semavi aktif eğitimin etkisi yadsınamaz. Bu insanüstü oluşumlar aynı zamanda Kur’an-ın Allah Sigortası’ıyla garanti altına alınmış olduğunun açık bir göstergesidir.

Gerek İncil’den önce Tevrat’ın gerekse Kur’an’dan önce indirilen İncil’in hangi dille indirildiği bilinmemektedir. Kendi papaz ve ilim adamları bile bu kitapların asıllarının dili üzerinde dahi ittifaka varamamışlar. Kimi Süryanice asıllı, kimi İbranice, kimi Samirice; kimi Eski Yunanca kimisi de Çaldı dilinde olduğunu ileri sürmüşler, ancak bunların hiç birinin orjinallerinin mevcut olamdığı hususunda ittifak halindedirler. Üstelik din bilginleri Kilos:bu kitapların her zaman her yerde okunması sakıncalıdır.”(4) deme cesaretini göstermiştir.

Değil Tevrât’ın, İncil’in bile ne zaman kaleme alındığı belli değildir. En eski İncil metninin Hz. İsa’nın vefatından 70-100 yıl sonra kulaktan duyma şeylerle sıradan insanlar tarafından toplanıp yazıldığı belirlenmiş, Havârîler tarafından yazıldığı iddialarının birer yalandan ibaret olduğu kendi bazı dindaşları tarafından bile kabul edilmiştir. Kütübü Mukaddes’in metinlerinin değiştirildiği kendi uzmanlarınca da isbatlanmıştır.

Yüzlerce Tevrat ve İncil nüshaları çeşitli zamanlarda onlarca konsül ve bir çok kurul tarafından defalarca değiştirilmiş çeşitli zamanlarda reddedilmiş, yakılmış ve yok edilmiş, kabul edilen 3-5 Tevrat ve İncil’in de hiçbiri diğerini tutmamakta, birinin söylediğini diğeri yalanlamaktadır.

Mesala, Hz. Âdem’den Nûh Tufanına kadar olan süre İbrânîce nüshada: 1650 yıl, Yunanca nüshada: 2262 yıl, Süryânîce nüshada: 1307 yıl olarak kaydedilmiştir. Tufan’dan Hz. İbrahim’in doğumuna kadarki süre İbrânîce nüshada: 292 yıl, Yunanca nüshada: 1072 yıl, Süryânîce nüshada: 942 yıl olarak tesbit edilmiştir. Hz. Âdem’den İsa (A.S) ın doğumuna kadarki süre İbrânîce nüshada: 4004 yıl, Yunanca nüshada: 5872 yıl, Samirice nüshada: 4700 yıl olarak geçmektedir.Heykel mescidinin yapıldığı yer İbrânîce nüshada: “Aybal dağı”, Sâmirîce nüshada: “Cerzim dağı” olarak gösterilmiştir.(5)

Kur’an’dan önce inzal buyurulan semavi kitapların tahrîf edildiğini, yürürlükten kaldırıldığını mensubu olduklarını söyleyen kimseler tarafından uydurulup, böylece Allah’ın Kelâmının ucuza satıldığını Kur’an-ı Kerim defalarca beyan etmiştir. Sonra Tevrat ve İncil’in içerisinde bazı cümleler Allah Kelâmı olarak kalmış olsa bile, içerisine insan sözü sokulduğu kesin olduğuna göre, hangi cümlelerinin Allah Kelâmı, hangilerinin uydurma olduğu bilinemeyeceğinden, bunların geçerli kitaplar olduğu ve mensuplarının cennete gireceği iddiası gerçek bir müslümanın ağzından çıkabilecek bir söz olamaz.

Kur’an-ı Kerim’in indirilişi 23 sene sürmüş.Her inen âyet’i Cebrâil (A.S) önce Rasûlullâh (S.A)’e okumuş Rasûlullâh Cebrâil (A.S) ın kendisine okuduğu âyetleri hemen ezberlemiş inananlarına ulaştırmış (Teblîğ), vahiy katiplerine yazdırmış.Sahabenin anlayamadığı kısımlar ile uygulama ve eylemle öğrenilmesi gereken hususları, sözleri ve fiilleri ile pratik olarak öğretmiş (Tebyîn). Rasûlullâh’ın tebyînleride (Hadîs) olarak tedvîn edilmiş ve bir bir tesbit edilmiştir.Bunuda kendiliğinden değil, Allahın Kur’an-ı Kerim’in Nahl Sûresi’nin 44 ve 63 üncü âyetleri ile kendisine verdiği emir gereği yapmıştır: “…وانزلنااليك الذكرلتبين للناس مانزل اليهم”: “Biz sana Kur’an-ı; insanlara kendilerine indirilen (âyet)leri iyice açıklayasın diye gönderdik.”(6)  “لتبين للناس”: İnsanlara adam akıllı açıklayarak tam anlaşılıp iyice öğrenilmedik bir taraf, uygulamaları pratiğe dökülmedik bir husus bırakmayasın diye!…

İnen ayetler; İnananlar tarafından ezberlenmiş, resmi ve özel nüshalara yazılmış, namazlarda ve namaz dışında sürekli okunmuş, her Kadir Gecesi o Kadir gecesine kadar inen ayetlerin tümü Cebrâil (A.S) ile Rasûlullâh (S.A) arasında Urza veya Arza denilen karşılıklı sunuşlarla tekrarlanmış.23 cü sene bu Arza’lar  iki defa yapıldığı için 23 sene zarfında 24 defada Cebrâil (A.S) ile Rasûlullah arasında Urza veya Arza gerçekleşmiştir. Bu arada Kur’an-ı Kerim’in tamamını ezberleyen Müslümanların sayısı yüzleri daha sonraki çağlarda binleri belki milyonları bulmuştur.Bu gün mağripli bir hafızla, Bangladeş’li ve Endonezya’lı bir hafızı yan yana getirseniz Kur’an-ı Kerim’i baştan sona hiç karıştırmadan ve yanılmadan başından sonuna kadar okudukları görülecektir.Onun içindir ki Kur’an-ı Kerim’in bu güne kadar, İlahi Sigorta gereği, tek harfi tek farklı kıraat şekli değişmemiş, Allah’tan geldiği şekli ile kalmış ve kuşkusuz kıyamete kadarda öyle kalacaktır.İşte Allah’ın koruması, İşte kulların koruması!…İşte Allah’ın sıyâneti, işte kulların hıyâneti!…

İslam düşmanları İslamı yıkmak ve Müslümanlara terk ettikleri ana yurtlarını geri alabilmek için çevirmedik entrika, yapmadık şeytanlık ve uygulamadık canavarlık bırakmamışlar… Mademki biz güçlendik, bunlar zayıfladılar, fırsat bu fırsat diyerek hunharca soy kırımlara girişmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’in tahrîf edildiğini, içerisine dışarıdan harici şeyler sokulduğunu, içinden bir çok âyetlerin çıkarıldığını ve değiştirildiğini isbat edebilmek için uydurmadık yalan, ortaya atmadık iftira bırakmamışlardır. Kur’an-ı yok etmek içinde astronomik paralar harcamışlar, sayısız müsteşrik ve misyoner yetiştirmişler, bir çok iş birlikçiye trilyonlar aktarmışlardır.

Teodor Nöldeke, Goldziher ve Arthour Jeffery gibi bir cok müsteşrik Kur’an metninin muharref (uydurma) olduğunu isbat için ömürlerini harcamış ve harcamaktadırlar.

Kendi kitaplarının bütünüyle insan sözüne dönüştürülmüş halini göz ardı ederek, insanların birkaç cümle ölçüsünde bile benzerini getiremedikleri Kur’an metninin farklı kıraatlerini bahane ederek Kur’an-ın tahrîf edildiğini iddea etmişler ve bu iddialarına insanları inandırmak için bir çok kitap yazmışlardır.

Oysa bu insanlar kıraat farklılıklarının Kur’an Ayetlerinin Cebrail Alehisselam tarafından Peygamberimize vahiy yoluyla ulaştırıldığı tevatüren sabit farklı varyantları olduğunu ve her kıraat farkının adeta ayrı bir ayet hükmü içerdiğini ve manaya yeni bir boyut kazandırdığını bilmemelerine imkân yoktur.

Bu insanlar Kıraatlerin Ayetlerin manalarını genişlettiğini, zenginleştirdiğini, derinlik ve kapsamlılık kazandırdığını; Dolayısıyla bir Ayette mesela üç kıraat farkı varsa, bunun o Ayeti üç, beş, hatta icabında altı yedi Ayet hükmüne yükselttiğini; böyle bir özelliğin insan kelamında asla görülmediğini pekâlâ bilirler.

Meşhur müsteşrik Rudi PARET, göğsünü gere gere bir yandan: “Müslüman; çağdaşlaşmak istiyorsa Kur’an dan, Kur’an a sadık kalmak istiyorsa çağdaşlaşmaktan vaz geçmelidir.”(7) Derken diğer taraftan: “Kur’an metninin mevsûkıyeti konusunda herhangi bir şüpheye yer yoktur.”(8) İtirafında bulunmuştur. “Oryantalizm, Osmanlı öncesi döneme ait (değişik) bir Kur’an metni üretebilmek için uzun yıllarını ve değerli bilim adamlarını boşa harcadı.”(9) Diye eleştirmektedir. “Ona göre bu iş (yani Kur’an-ın metninin tahrîf edildiğinin isbatı işi) gereğinden fazla abartılmıştır. Oryantalizm’in ödevi belkide; Müslümanların, korunmuşluğundan hiç şüphe etmedikleri Kur’an metnini olduğu gibi kabullenmek ve BÜTÜN MESAİLERİNİ O’NUN İÇERİĞİ’ne yöneltmek olmalıydı.”(10) diyerek Oryantalist’lere Kur’an-ı yok etmek için yeni bir yol haritası çizmiştir.

Kısacası: “Biz müsteşrikler Kur’an metinlerinin tahrîf edildiğini, içerisine dışarıdan Kur’an dışı şeyler katıldığını ve içerisinden bazı şeyler çıkarıldığını isbat etmek için müsteşrik kardeşlerimizi asırlardır boşuna uğraştırdık. Bunca para ve mesailerimizi heba ettik, Kur’an-ın tahrîf edildiğine kendimizi inandıramadık ki, insanlığı, özelliklede Müslümanları inandıra bilelim. Öyle ise biz boşu boşuna Kur’an metni ve lafızları üzerinde değerli mesailerimizi harcamak yerine onun içerdiği manaları saptırmaya sarf edelim.”(11) Diyerek Kur’an-ı yıkmak için yeni bir metod önermiştir.

Bu öneriyi benimseyerek çalışmalarına koyulan müsteşrikler, müslümanların yogun cahilliklerinden de yararlanarak epey mesafe kat etmişlerdir.

Bu öneri yönünde ülkemizde ve İslam Dünyası içerisinde Kur’an Tercüme edenler, Tefsir te’lif edenler, makale yazanlar, konferans ve sohbet düzenleyenler türemiş; Kur’an âyetlerine aykırı anlamlar yükleyerek Cenabu Hakk’ın Kelâm’ıyla kasteylediği kutsal manaları ters yüz etmişlerdir. İşin acı tarafı içimizden birileri çıkıp bunların karşısına dikilme cesareti göstermemektedir.

Rudi Paret: ‘’Kur’an metninin tahrifi konusundaki çalışmalarımızı bırakıp manalarını tahrîfe yönelelim’’ derken sanki: ‘’Kur’an metninin tahrîf edildiği iddeasından vaz mı geçtiler? Bu yönde ki çalışmalarını durdurdular mı?’’ Dersiniz. Hayır. Bir taraftan: ‘’Hz. Ali Mushafı bir deve yükü idi. Osman’ın şahsi Mushafı ayrı resmi Mushaflar farklı idi. Bir çok Ayet Osman Mushaflarında yoktu. En-nureyn sureleri gibi bir çok Sure yok edildi. Beyyine Suresi Bakara Suresinden fazla idi. İçerisinde kıyamete kadar İslam Milletinin başına geçecek idareciler ismen yazılı idi. Bütün bunları ehlisünnet müşrikleri yok etti…’’ gibi saçmalıkları Ğulât’tan da yardım alarak sürekli sürdür medilermi? Irakta ben Müslümanım diyen bazı Alim(!)lere Beraetü’n-Nasara ve Ismetü’l-Yehud gibi kitaplar yazdırmadılar mı? Türkiye de Kitab’ı İlahi’yi Tevrat ve İncile dönüştürmek, Yahudi, Hristiyan ve nekadar semavi kökenli sapıtmış din mensubu varsa hepsine cennet kapılarını açmak için Çağdaş Tefsir’ler yazdırıp halka promosyon adıyla dagıtmadılar mı?

TARİHSELLİK: Kur’an-ın içeriği’ne yönelerek manalarına tahrif metodu yanına birde Tarihsellik uydurdular:Neymiş efendim, Kur’an-ın indiği çevrenin ihtiyaçları farklı, hayat şartları değişik, sorunları sınırlı imiş;Bu gün ise ihtiyaçlar, hayat şartları tamamen değişik ve sorunları sınırsızmış;dolayısıyla Kur’an Tarihin derinliklerinde kalmış ancak indirildiği çağın ihtiyaçlarını karşılaya bilirmiş,o bölgenin sorunlarını çözebilirmiş,bu günün ihtiyaçlarını karşılayamaz ve sorunlarını çözemezmiş!… Dolayısıyla uygulanma yeteneğini yitirmiş, modern dünyaya katkı yapacak nitelikte değilmiş. Gerçeklerle zerrece ilgisi olmayan bu bilimsel(!) bühtanlarla Kur’an-ı Kerimi yedinci asra hapsetmeye kalkışmışlardır.

Dinime ta’n eden bari Müselman olsa!. Bir allahın kulu kalkıpta ‘’be mantıksız adamlar bizim kitabımız Kur’an Tarihsel, tarihin derinliklerinde kalmış; onüç asır öncesinde görevini tamamlamış ve bu gün geçersiz hale gelmiş de, sizin kitabınız İncil hangi asırda kaç asır öncesinde kalmış ve hangi devrin ihtiyaçlarını karşılayacakmış?! Tevrat kaç asır önce gelmiş ve bu gün yontma taş devrinin ihtiyaçlarınımı karşılayacaktır’’ diyen yoktur.

HERMENÖTİK: Metin tahrifi, Anlam Saptırması ve Tarihsellik yetmedi birde Hermenötik masalı çıkardılar. Neymiş efendim: ‘’söylenmiş olan sözler ve o sözleri oluşturan kelimeler önemli değil, o sözleri söyleyenin ruh hali, söylerken içerisinde bulunduğu şartlar, o sözleri söyletedin etkenler v.s… birde o söze muhatap olan kimsenin fiziksel, sosyal, psikolojik yapısı, dinlerkenki ruh hali, etkileşim ve tepkileşim yeteneğidir. Bir sözü dogru anlamak için geçerli olan bu durumlardır; yoksa söylenen söz ve sözü oluşturan sözcükler değil.

Bir allahın kulu çıkıpta; ‘’siz bu anlayışı belki insan sözleri için düşünebilirsiniz ama KUR’AN HERMENÖTİĞİ adı altında geliştirdiğiniz bu saçmalıkları dini naslara uygulamaya kalkıyorsunuz. Dini naslarda sözün sahibi kul değil, kulun sahibi olan Allah ve Allahın emirleri dışına çıkması düşünülemiyen Rasulüdür. Bunlar ise ortada yoktur ki sözlerini hangi ruh haliyle söylemişler bilesiniz’’ demiyor.

Arthour Jeffery Kitabü’l-Mesahıf’e yazdığı önsözde: ‘’ Mısır kumları sayesinde Tevrat ve İncilin orijinal nüshalarının bulunduğunu, papirüs kağıtları üzerine yazılmış olan bu metinlerin kum deryası içerisinde asırlarca hiç bozulmadığını ve günümüze ulaştığını’’yazmıştır.(12)

Bir Allahın kulu çıkıpta; ‘’ Ey A.Jeffery hem Tevrat ve hem İncilin orijinal nüshaları nasıl olmuşta bir araya gelebilmiş ve kumlara gömülmüşler?! Kemik ve çelik parçaları bile kısa sürede çürüyüp yok olduğu halde papirüs kagıtları ve üzerine yazılan yazıların kum tabakaları içerisinde asırlardır hiç çürümeden ve bozulmadan olduğu gibi kalmaları nasıl mümkün olmuş?!’’ demiyor.

SEMANTİK: Nitekim 19. Yüzyılın sonları, 20. Yüzyılın başlarında E.Monte adında bir müsteşrik “Semantik” adında bir ilim icat etmiş. Bu kelime Fonetik kelimesinin karşıtıdır. Bizdeki, lafzî-manevî kelimelerinin Fransızca’daki tam karşılığıdır. Türkçe’yede: ANLAMBİLİM adıyla aktarılmış ve bağımsız bir ilim dalı izlenimini vermek için bu konuda bir çok kitap ve yazılar yazılmıştır. Oysa Kur’an İlimleri’nin büyük bir kısmı zaten mana ile ilgili, dogru lafzın dogru manasını doğru olarak belirlemeyi amaçlamıştır.

Kur’an düşmanlarına göre Semantik İlmi (Anlambilim), özün özü olarak şudur:

“Cümlenin temel taşı olan kelimeler de insanlar gibi doğar, büyür, zayıflar, güçlenir, hastalanır, başka dillerin istilasına uğrar,anlam değiştirir, ilk manasını kaybeder başka manalar kazanır, erezyona uğrar… hülasa bir kelime ilk çıktığı gündeki manasını en fazla 30-35 sene koruya bilir. Sonra gerçek manasını yitirir. Dolayısıyle bir cümlede on kelime varsa bunlar da 30 senede bir manalarını yitirirse söz konusu cümle 30 senede 300 defa katmerli olarak anlamını kaybetmiş olur.Dolayısıyla sadece lafzın değişmemiş olması sonucu değiştirmez”

Onlar bu sözümona ilmi Kur’an Semanti’ğine geçiş sağlamak için uydurmuşlardır. “Güya her kelime 30-35 senede lafız olarak değişmese bile mana olarak tamamen yok olduğuna, Kur’an da nazil olalı bin dört yüz küsür sene geçtiğine göre bin dört yüz bölü otuz eşittir 40-50 defa mana değiştirmiş olur. Her âyetteki kelime sayısını bununla çarparsanız ortada mana olarak Kur’an diye bir Semavi Kitap’tan eser kalmaz. Manasız sözlerin ise hiçbir değeri yoktur.” Demeye getirmektedirler.

Koca İslam Âlemi’nden bir Allahın kulu kalkıpta: “Ey Kur’an düşmanları birliği! Siz bizim Kitabımız için bu kılıfı hazırlarken kendi kitaplarınıza hiç dönüp bakmıyor musunuz?! Ey Hristiyanlar?! Bizim Kur’an-ımız bin dört yüz senede 40-50 defa, tüm kelimeleri bağlamında en az 40-50 bin defa değişmişse; sizin kitabınız İncil, iki bin sekiz bölü otuz eşittir 70-80 defa mana değiştirmiş; kelimelerinin tümü bağlamında 70-80 bin defa mana değiştirmiş olmaz mı?!”diye sormuyor. “Ey Yahudiler?! Siz de bu uydurma ilme can kurtaran olarak sarılıyorsunuz ama, milattan kaç asır önce indirildiğini kendinizin bile bilmediğiniz kitabınız Tevrat acaba kaç bin kere anlamını yitirmiştir biliyor musunuz?!” diyen çıkmıyor.

Osmanlının sonuna kadar ne Kur’an-ın, ne de Hadis’i Şerifler’in Tercümesi yok gibidir. Yetişen Türk Bilginleri tarafından yazılan Tefsirler bile Türkçe değil hep Arapçadır. İşte Ez-Zemahşerî, işte Ebû Hayyân, işte Ebussuûd Tefsirleri… Araplara: ‘’ey Araplar! Gelin dilinizi benden öğrenin diye meydan okuyan Zemahşerî, Türkçe Dilbilgisi kitabı yazan Ebû Hayyân ve Arapların bu gün bile üslubuna hayran kalarak taklid etmeye çalıştığı Şeyhu’l-İslam Ebussuûd Efendi…. Türkçeyi bilmiyorlarmıydı da o dev eserlerini, o hiçbir zaman ellerden düşmeyen eşsiz Tefsirlerini hep Arapça yazdılar dersiniz?!

Cumhuriyet Devrine giriyoruz. Dogru dürüst dini okul yok, hoca yok, temel İslam İlimlerinden nerdeyse hiç biri doğru düzgün okutulmadığı gibi adları bile bilinmiyor, o silsilevî ilim ve icâzet zinciri tamamen kopmuş… Bir de ne göresin; Çığ gibi Kur’an Tercümeleri, Hadîs Tercümeleri, Âyet ve Hadîs yorumları yağmur gibi yağmaya başlamış… Bunlardan bir kaçını yan yana koysanız hiç birinin öbürünü tutmadığını, çoğunda Allah Kelamının Rasûlü’nün Sünnet’lerinin saptırıldığını görürsünüz. Daha önemlisi dini konuda cahilleştirilmiş halkımızın bu tercümeleri gerçek Kur’an yada Hadîs zannetmeleridir.Bunlarında, Rudi PARET’in metinler ve lafızlar değil de ‘’manaları saptırma’’ önerisine hizmet ettiğini dikkatlerimizden kaçırmamalıyız.

Tercümelere bir örnek vermemiz gerekirse 7-8 sene önce bir Ramazan gecesi geç vakit… Müslümanların İslamcı saydıkları bir büyük tv kanalı… tanınmış bir Kur’an mütercimi müfessir arkadaşımız konuşuyor.

“Kur’an bize yeter Müslümanların dinleri konusunda Kur’an dan başka hiçbir şeye (Hadîs vs.) ihtiyacı yoktur…” gibi sözler sarfediyor… Telefonla bağlana bildim ve meslektaşımıza sordum: “Siz Kur’an-ı Tercüme ettiniz. Tercümeniz bazı çevrelerde tutuldu.Bir tercüme değil adeta Kur’an ın metni gibi karşılandı.Siz şimdi dini ihtiyaçlar için Kur’an dan başka hiçbir şeye gerek yok diyorsunuz. Peki Bakara Sûre’sinin baş taraflarındaki: “… ولله المشرق والمغرب فأينماتولوا فثم وجه الله” ‘’Ve li’llâhi’l-meşriku ve’l-mağribu‘’âyetini: “Doğu ve Batı Allahındır (namazda) ne yöne yönelirseniz Allah’ın kıblesi oradadır.”(13) Diye tercüme ettiniz mi? Dedim. Evet dedi.  Peki Üç dört sayfa sonraki arka arkaya geçen: “فول وجهك شطرالمسجدالحرام” ‘’Fe velli vecheke şatra’l-mescidi’l-harami’’ âyetini de: “Namazda yüzünü Mescid-i Haram (Ka’be) tarafına çevir’’(14) âyetinide bu şekilde tercüme etmediniz mi? Dedim. Evet dedi. Peki her hangi bir vatandaş sizin bu tercümenizi okurken üç sayfa önce: “Namazda her yöne yönelebilirsin.” Buyrulduğunu okudakdan sonra: “Namazda yüzünü Ka’be ye çevir.” Âyetini okuyunca ne diyecek?! Yahu bu nasıl Allah Kelam-î ?! Bir her yöne dönerek namaz kılabilirsin diyor, bir Ka’be ye dön!… “Bu sözler nasıl Allah Kelamı olabilir? Birbirini tutmuyor.” Demeyecek mi? Bu durumda nasıl olupta Kur’an dan başka delil kabul etmeye biliriz diye sorunca; “Evet, bu âyetin her ikisi de doğrudur.Çünki önceki ayet (her yöne yönelerek namaz kılmak) tek başına kılınan namazlar içindir.İkincisi (Ka’be ye yönelmek) toplu olarak kılınan namazlar içindir.Çünkü toplu halde,mesela camide kılınan namazlarda her kez ayrı bir yöne yönelirse kargaşa olur.” Dedi. Ben: “Üstad! İstikbali Kıble (Kıbleye yönelmek) namazın olmazsa olmaz şartlarından değil mi?!” Demeye kalmadı telefonumu kestiler.

Eğer sayın meslektaşımızın sayıları otuza varan ve her biri hakkında ciltler dolusu kitaplar yazılan Tefsir Usulü ve Kur’an İlimleri’nden haberi olsaydı, bu korkunç yanılgıya düşmeyecek ve bu Ayeti Kerimenin ahkâm hazinesi bir büyük mucize olduğunu sitayişle halkımıza anlatacaktı.

Şimdi ‘’Hangi yöne yönelirseniz yönelin Allah’ın Kıblesi oradadır.’’ Mealinde ki Ayetin Sebebi Nüzulleri’nden bir kaçını aktaralım ki söylediklerimizin gerçegin ifadesinden ibaret olduğu açıkca görülsün.

SEBEBİ NÜZUL-1) Amir b. Rabi’a demiştir ki: ‘’Karanlık bir gecede Rasulullah(s.a)’le birlikte bulunuyorduk. Kıblenin ne tarafta olduğunu bilmiyorduk.Her birimiz kendi tahminince değişik yönlere dogru namaz kıldık.Sabahladığımızda, Rasulullah(s.a)’e durumu anlatık.Bunun üzerine ‘’Fe eynemaa tüvelluu fesemme vechullah ‘’ Ayeti nazil oldu.(15)

Âlimlerimizin büyük çoğunluğu da buna dayanarak kapalı havada Kıble dışı yönlere doğru Namaz kılıp da bilahare Kıblesinin yanlış olduğunu anlayan kimsenin Namazının caiz olduğuna kail olmuşlardır. Yalnız İmam-ı Malik İstikbal-i Kıble namazın şartlarından olduğu için, eğer namazın vakti geçmeden Kıblenin yanlış olduğu anlaşılırsa, bu namazın vakti içerisinde iade edilmesinin müstehab olduğunu söylemiştir.

SEBEBİ NÜZUL-2) Rasullah(s.a)’in Mescid-i Aksa’ya dogru namaz kılması Yahudilerin hoşuna gidiyor ‘’O, bizim sayemizde dogru yönünü (hidayet) buluyor‘’ diyorlardı. Müslümanların Kıblesinin Mescid-i Aksa’dan Kabe-i Mu’azzama ya çevrildiğini görünce rahatsız oldular ve dedikodulara başladılar. Bunun üzerine (Fe eynema…) Ayeti Kerimesi nazil oldu.

SEBEBİ NÜZUL-3) Müslim’in tahric ettiği bir hadiste Abdullah İbnü Ömer şöyle demiştir: ‘’Rasululah(s.a) biniti üzerinde Mekke den Medine ye giderken, yüzünün her döndüğü yöne doğru namaz kıldı. Ve bu konuda (Fe eynema…) Ayeti nazil oldu.

Bu Ayet-i Kerime’nin daha başka Sebebi Nuzulleri de vardır. Bilindiği gibi bir Ayet-i Kerime birkaç Sebebi Nüzul’le nazil olabileceği gibi tekrar tekrar da indirilmiş olabilir. Bu zenginlik ahkâma da büyük ölçüde katkı yapar.

Görüldüğü gibi dinimiz konusunda sadece Kur’an bize yetmiyormuş! Sadece kuru bir tercüme ile Kur’an-ı Kerim doğru dürüst anlaşılamazmış! Bunun için Kur’an’dan başka şeylere de ihtiyaç varmış! Tercümede asla Kur’an değilmiş!

Aynı zamanda müfessir olduğunu her fırsatta dile getiren sayın mütercimimiz, değil Kur’an ın bütünü bağlamında, bir tek Ayeti ölçüsünde bile, farkında olmadan müsteşriklerin tuzağına düşmüş, kişisel yorumuyla Ayet-i Kerime’yi tamamen tersyüz etmiş, Allah’ın muradını dehşet verici bir şekilde saptırmıştır.Bakalım 6666 Ayet ölçüsündeki değerlendirmeleri belirlene bilse, mana olarak ortada Kur’an ın kaçta kaçı kalacaktır?! Uzmanı kendi Tercümesini böyle anlarsa her biri bir müfessir kesilen gazeteciler, makaleciler, köşe yazarları ve ekran bülbülleri, doğrumu yanlış mı olduğunu bile bilmedikleri Kur’an Tercümelerinden aktardıkları alıntılarla ne herzeler yumurtlayacaklar! Nasıl bir modern Din ve ne kadar ılımlı bir İslam icad edecekler Allah bilir? Nitekim Rasullulah(s.a) boşuna: ‘’Kim Allah’ın Kitabı konusunda kendi kişisel görüşüyle konuşursa, doğruyu tuttursa bile, (bilsin ki) kesinlikle hata etmiştir.‘’(16) buyurmuştur. Çünkü yanlışlar doğrulara karışırsa, doğruları yanlışlardan ayırmak imkânsız hale gelir. Böylelikle Kur’an da –anlam olarak da olsa- Tevrat ve İncile döner.

Dipnotlar

1. Alü İmran Suresi, Ayet:85

2. Alü İmran Suresi, Ayet:19

3. Hıcr Suresi, Ayet:9

4. Delhili Rahmetullah Efendi. Izharu’l Hak tercemesi, sayfa:67-70

5. D.Ali KAYAPINAR, Saldırılar Karşısınde Edebi Mucize Kur’an-ı Kerim Sayfa, 26-32

Delhili Rahmetullah Efendi. Izharu’l Hak tercemesi, sayfa: 545

6. Nahl Sûresi:44 ve 63 üncü âyetler

7.8.9.10 ve 11. Rudi Paret, Kur’an üzerine makaleler: 18-devamı

12. Arthour Jeffery: Kitabü’l-Mesahıf sayfa;3

13. Bakara Suresi: Ayet;115

14. Bakara Suresi: Ayet; 144, 149 ve 150

15. Tirmizi, Salat:140. İbnü Mace, İkame:60 Kurtubi, El-Cami’ Li Ahkamil’l-Kur’an: 2/80

16. Sünenü Ebi Davud, İlim:2