Mezhepsizlik Sadece İftiracılık ve Çanakcılık Değildir

8 Mart 1977 salı günü Türkiye’de Yarın Gazetesi’nde yayınlanan 2. makalem

MEZHEPSİZLİK SADECE iFTİRACILIK VE ÇANAKCILIK DEĞİLDİR

 

Madde, para ve menfaat… Günümüzde geçer akçe… çoğu kimselerin müşterek za’fı,  çoğu kilitlerin değişmez anahtarı… Herkes ona kanmakta, herkes onun vasıtasıyla aldanmaktadır. Asırların nüfûz edemediği hasîn kal’aların dört duvarını onun karşısında hâk ile yeksân: Allâh sevgisi ve Rasûlüllâh (S.A.V) muhabbeti dışında hiç bir şeye yer vermemesi gereken mü’min kalbini onun önünde bazen sırıtan şeytân görüyoruz…

Şimdi her şeyin yavaş yavaş argolaşarak ad değiştirdiği: hırsızın bekçi, ırz düşmanının müftî, maktulün katil olduğu şu günde bu mânâ da yolunu şaşırmış -sahibine layık- ahıra girmiş ve ahırlaşmıştır.

Menşe’i semâvi ve kaynağı ilâhî ilmin, gazetelerde peynir paketi olduğu gibi: “Halef ve Selef-i Sâlihîn”in müdafası, inek altına tutulan çanak olmuş. İctihâd adına dört kal’ayı hasinimizin yıkılmasına rıza göstermeyen âciz de çanakçı, paracı, menfaatçi, (1) Âyetyet kablosu sıyrık, kontak yapmış ceryan teli, (2) kendi kalesine gol atan futbolcu, (3) örümcek ağından mamul fitne siperlerine sığınan mürşid, (4) müfteri, yalancı, cezayı hak eden adam (5) olmuş. Bakalım ilerde daha ne olacak?

Bana sorarsanız bu ve benzeri isnâd ve iftiraları hiç yadırgamıyorum. Hatta bekliyordum. Zira muhterem Üstad Dr. Muhammed Sait Ramazan El-Bûtî ’ye neler söylenmemiş ki bana söylenmeyecek? O’na yalancı mı denmemiş, sahtekâr mı, örümcek kafalı, âdî ve yüzüne tükürülecek adam mı denmemiştir de bana denmeyecek?! Kitabına kalemin yazamadığı ad diye (…) ile işaret etmek zorunda kaldığı ve halen benim de bilmediğim bir yüz kızartıcı ad mı takmamışlardır?! Kitabını halktan ve halkı kitabından uzaklaştırmak için, her yolu meşrû  sayan bir müthiş kampanya mı açmamışlardır ki, bana açmayacaklar kampan-yalarını, sürdürmeyecekler tezvîr kumpanyalarını?!.. (6) Bakınız büyük âlim Bûtî  ne diyor bu hususta:

“İslâm âleminde ta’zimle anılan bir İslâmî Âyetyetin bana verdiği, bazı Arap ülkelerinde geçirdiğim birkaç günden bu yana aklımdan hiç çıkmayan bir NASÎHATİ hatırlayarak, söz konusu kitap: (mezhepsizlerin yazdığı Asıl Bid’at, Mezheplilik Taassu-budur adlı kitap) taki, her asil ve şerefli kişinin içine düşmekten berî ve yüce olduğu düşük ifadelerden uzak kalacağım. Bu tanınmış zat bana şöyle demişti: “Sen mücadele yaparken, bu adamların seni kendi seviyelerine düşürmelerinden sakın. Zira bütün halef ve selefiyle, Müslümanların cumhuruna karşı, onların kalplerinde öyle bir kin vardır ki; bu dehşetli kin onlara, kendilerine muhalefet eden herkesin “IRZ ve NÂMUS”larını dile düşürtür ve ayaklar altına aldırtır.” (7)

Fukahâyı Kirâm’a ve şahsına yağdırdıkları iftira, tahkîr ve küfür tufanına karşı Dr. Bûtî  onlara şunları söylüyor:

“Onlar, en hayırlı Selef-i Sâlih’lerimiz (R.A.)’i ve onların en değerli kitaplarını ve te’liflerini küfre boğduktan ve hakaretlere batırdıktan sonra; benim, onların şahsıma yağdırdıkları küfür ve hakaretlerinin bulaşıkları ve lekelerinden hiç birini üzerimden silkmeye kalkmam gerekmez ..” (8) “Onların, (İmam ve Fakihlerin) değeri en az olanına hizmetçi olma derecesine bile ulaşmamış bir kimse olduğum halde; benim ilmim, aklım ve yaratılışım hakkında bu küfür ve hakaretlerin kat kat fazlasına maruz kalmış olmam tabii değil midir…” (9) Kaydettiklerimiz Üstad Bûtî ’nin bu konudaki sözlerinden sadece bir kaçı…

Bana gelince, ben farz edelim ki, vehmettikleri gibiyim.. Kur-ân Kursları’na çanak tuttum. Acaba kendileri nereye çanak tutuyorlar?!.. İnekleri yerli mi, yabancı mıdır?!… Farzedelim ki biz “Nesil”in ceryan şebekesinden ceryan kaçıran teliz. Peki, bu teli kablolayan el neden iyi kablolamamış?! Binlerle ifade edildiği iddia edilen bu telleri santrale bağlayan eller nerede?!. .. Nereye bağlamışlar bu şebekeyi?! Şartel kimin elinde, santral nerededir?! Gönül ister ki, santral dışta, şartel puşta, teller tuşta, inek yokuşta olmasın!… Netice olarak büyük insan muhterem Bûtî hocamla şu değerli sözlerini birlikte bir daha tekrarlayalım:

“Ey şu kimse! Ben sana yüce Yaratıcı adına şu soruyu sormuş olayım: -Eğer sen O’na inanıyorsan, hep A1lah’ın Dini ve Şeri’atına hizmet ederek yaşamış ve ömürlerini tamamen bu uğurda tüketmiş olan insanlara dilini uzatmış ve onlara ağzına gelen bütün çirkin, şeref ve nâmusu dile düşürücü kötü sözleri sarfetmiş olmanın cezası olarak, günün birinde kaçıp kurtulman mümkün olmayan bir belayı başına indirmesi ve sonra da senden, insanların gözleri önüne bir büyük, dünya ve âhiret ibreti sermesi korkusu etrafını sarmıyor mu? Hafakanlarını taşırmıyor mu bu korkular senin?! … (10)

Sanırım bu delil ve açıklamalardan sonra Mezhepsizlik’in sadece iftiracılık ve çanakçılıktan ibaret olmadığı iyândır.

 

Dipnotlar

(1.)   Türkiye’de Yarın Gazetesi. 7-8-9 Şubat 1977 Mezhepsizlik yaygarası başlığı altında yayınlanan yazı serisi…

(2.)   Nesil Dergisi, Sayı: 1, cilt:1, syh: 10

(3.)   Nesil Dergisi, Sayı: 2, cilt:1, syh: 25

(4.)   Nesil Dergisi, Sayı: 3, cilt:1, syh: 16

(5.)   Nesil Dergisi, Sayı: 4, cilt:1, syh: 33–35 ve Türkiye’de Yarın Gazetesi. 7–10 Şubat 1977

(6.)   İslâm Dinini Tehdîd Eden En Korkurç Fitne Mezhepsizik, sy: 56

(7.)   İslâm Dinini Tehdîd Eden En Korkurç Fitne Mezhepsizik, syh: 236–237

(8.)   İslâm Dinini Tehdîd Eden En Korkurç Fitne Mezhepsizik, syh: 235

(9.)   İslâm Dinini Tehdîd Eden En Korkurç Fitne Mezhepsizik, syh: 236

(10.)  İslâm Dinini Tehdîd Eden En Korkurç Fitne Mezhepsizik, syh: 273–274